Bakan Işıkhan müjdeyi verdi: İsg harcamalarında kamu modeli geliyor!
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
11:56KARDEMİR’de Stajyer Genç İş Kazasında Hayatını Kaybetti
10:41MASKİ Saha Personeline İSG Eğitimi
12:27Limanlarda İş Güvenliği Hayati Önem Taşıyor
23:16Niğde OSB’de Plastik Fabrikasında Yangın!
14:19Aliağa Nemport Limanı’nda Konteyner Yangını
13:44Sanayide "Çocuk İşçi" Tartışması: 8 Yaşındaki Çırak Tepki Çekti
12:56DeFacto'dan 'Küçülme' Kararı: 450 İşçi İşsiz Kaldı!
12:57Tekirdağ'da Kimyasal Kazana Düşen İşçi Hayatını Kaybetti
Son günlerde iş sağlığı ve güvenliği eğitimleriyle ilgili en çok konuşulan konulardan biri, üniversitelerdeki ön lisans programlarının geleceği oldu. Sosyal medyada yapılan yorumlara bakıldığında tartışmanın büyük ölçüde "programlar kapanıyor" veya "kontenjanlar azaltılıyor" ekseninde yürüdüğü görülüyor.
Oysa asıl sormamız gereken soru çok daha farklı.
Türkiye'nin daha fazla iş güvenliği uzmanına mı ihtiyacı var, yoksa daha nitelikli iş güvenliği uzmanlarına mı?
Bence tartışmanın merkezine bu soruyu koymadığımız sürece vereceğimiz cevaplar da eksik kalacaktır.
İş sağlığı ve güvenliği sıradan bir meslek değildir. Yapılan her hata, eksik bırakılan her eğitim, gözden kaçan her risk değerlendirmesi bir insanın hayatına mal olabilir. Bu nedenle bu alanda verilecek eğitimin niteliği, kontenjan sayısından çok daha önemli bir konudur.
Hangi Pencereden Baktığınız Sonucu Değiştirir
Bu konulara hangi pencereden baktığınız, vardığınız sonucu doğrudan etkiler.
Eğer konuya yalnızca bir eğitim kurumu gözüyle bakarsanız, kontenjanların azaltılmasını ya da programların yeniden planlanmasını doğal olarak öğrenci kaybı, gelir kaybı ve ekonomik sonuçlar üzerinden değerlendirebilirsiniz. Aynı şekilde yalnızca bir üniversite, yalnızca bir öğrenci ya da yalnızca bir işveren perspektifiyle bakıldığında da farklı sonuçlara ulaşmak mümkündür.
Ben de yıllardır iş sağlığı ve güvenliği eğitim sektörünün içindeyim. Eğitim kurumlarının yaşayabileceği kayıpları, karşılaşabilecekleri zorlukları elbette görebiliyorum. Ancak meseleye sadece bu açıdan bakmanın doğru olmadığına inanıyorum.
Çünkü iş sağlığı ve güvenliği eğitimi, herhangi bir ticari faaliyet değil; doğrudan insan hayatını etkileyen stratejik bir alandır.
Bugün doğru olan, sadece eğitim kurumlarının çıkarını ya da sadece üniversitelerin beklentilerini savunmak değildir. Doğru olan; ülkemizin geleceğini, çalışma hayatının ihtiyaçlarını, eğitim kalitesini ve yetişecek iş güvenliği uzmanlarının niteliğini birlikte değerlendirebilmektir.
Kısa vadede bazı kurumlar kazanabilir ya da kaybedebilir. Ancak uzun vadede kazananın Türkiye olması gerekir. Eğer alınan kararlar eğitim kalitesini yükseltiyor, mesleki yeterliliği artırıyor ve çalışma hayatına daha donanımlı iş güvenliği uzmanları kazandırıyorsa, bu süreci objektif şekilde değerlendirmek hepimizin sorumluluğudur.
Bugün vereceğimiz kararlar yalnızca üniversitelerin kontenjanlarını değil; yarının iş güvenliği uzmanlarını, işyerlerindeki güvenlik kültürünü ve binlerce çalışanın hayatını da şekillendirecektir.
İşte bu nedenle meseleye sadece "kaç bölüm açıldı" ya da "kaç bölüm kapandı" penceresinden bakmıyorum.
Benim için asıl soru şudur:
Bu kararlar daha nitelikli iş güvenliği uzmanları yetiştirecek mi?
Eğer cevap "evet" ise bunu desteklemek gerekir. Eğer cevap "hayır" ise o zaman eksikleri konuşmalı ve çözüm üretmeliyiz.
İşverenlerin beklentisi yalnızca belge sahibi bir iş güvenliği uzmanı değildir. Sahayı okuyabilen, riskleri analiz edebilen, çalışanla doğru iletişim kurabilen, mevzuatı uygulamaya dönüştürebilen ve kriz anlarında doğru karar verebilen meslek insanlarına ihtiyaç vardır.
Elbette madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelemeyiz.
Yapılacak değişiklikler mevcut öğrencileri mağdur etmemeli, üniversitelerin yıllar içinde oluşturduğu akademik birikim korunmalı ve özellikle Anadolu'daki gençlerin eğitim fırsatlarına erişimi devam etmelidir. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği alanında yalnızca iş güvenliği uzmanlarına değil; teknik personel, diğer sağlık personeli ve farklı disiplinlerde görev yapan nitelikli insan kaynağına da ihtiyaç duyulduğu unutulmamalıdır.
Bir başka önemli konu ise karar alma süreçleridir.
İş sağlığı ve güvenliği; üniversitelerin, kamu kurumlarının, işverenlerin, çalışan temsilcilerinin, meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun ortak alanıdır. Eğitim politikaları da bu ortak aklın ürünü olmalıdır. Sektörün görüşü alınmadan yapılan her düzenleme, uygulamada beklenmeyen sorunlarla karşılaşabilir.
Yükseköğretim sistemi elbette zamanın ihtiyaçlarına göre kendini yenilemelidir. Dünyada değişen çalışma hayatı, yeni teknolojiler, yapay zekâ uygulamaları ve farklı üretim modelleri bunu zorunlu kılıyor. Ancak değişimin temel amacı program sayısını artırmak ya da azaltmak değil, eğitimin kalitesini yükseltmek olmalıdır.
İş sağlığı ve güvenliği alanında başarının ölçüsü kaç program açıldığı ya da kaç mezun verildiği değildir.
Asıl başarı; iş kazalarının azaldığı, meslek hastalıklarının önlendiği, güvenlik kültürünün güçlendiği ve mezun olan her iş güvenliği uzmanının sahaya hazır şekilde çalışma hayatına katıldığı bir sistemi kurabilmektir.
Bugün tartışmamız gereken de tam olarak budur.
Çünkü mesele kontenjan değil...
Mesele, insan hayatını koruyacak nitelikli iş güvenliği uzmanlarını yetiştirebilmektir.
M. Fatih Tüten
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir