Fikret A. için adalet buluşmalarının ilki İzmir’de gerçekleşti
12:06Afşin-Elbistan Termik Santralinde Patlama Sonrası Yangın
09:38Ankara'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti 20 işçi yaralandı
12:362025 SGK verileri açıklandı: İş kazalarında artış devam ediyor
04:58Bakan Işıkhan müjdeyi verdi: İsg harcamalarında kamu modeli geliyor!
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
İş sağlığı ve güvenliği alanında sıkça dile getirilen “gerekli önlemler alınmıştı” ifadesi, iş kazaları sonrası yeniden tartışma konusu oluyor.
29.04.2026 - 16:34
YAYINLANMA29.04.2026 - 16:34
GÜNCELLEME
Uzmanlara göre, kağıt üzerinde tamamlanan önlemler sahada aynı karşılığı bulmuyor ve riskin kaynağı çoğu zaman ortadan kaldırılmadan bırakılıyor.
Türkiye’de yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, risk kontrolünde net bir hiyerarşi ortaya koyuyor. Buna göre öncelik, tehlikenin tamamen ortadan kaldırılması; mümkün değilse azaltılması, en son aşamada ise Kişisel Koruyucu Donanım (KKD) kullanılması gerekiyor. Ancak sahadaki uygulamaların bu sıralamanın tersine işlediği yönünde eleştiriler bulunuyor.
Özellikle inşaat sektöründe yüksekten düşme gibi kritik risklerde, güvenli çalışma platformları, korkuluk sistemleri ve sağlam iskeleler yerine çoğu zaman yalnızca emniyet kemeri gibi kişisel önlemlerle yetinildiği ifade ediliyor. Bu durum, riskin ortadan kaldırılmadığı, sadece işçiye devredildiği yönünde yorumlanıyor. Uzman değerlendirmelerinde, kişisel koruyucu donanımların düşük maliyetli ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle tercih edildiği belirtiliyor.
Bu yaklaşımın, işverenler açısından “önlem alındı” ifadesini kolaylaştırdığı ancak üretim sürecindeki yapısal riskleri ortadan kaldırmadığı dile getiriliyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü standartları da riskin kaynağında yok edilmesini esas alıyor. Buna rağmen sahada uygulanan birçok projenin, farkındalık eğitimleri ve ekipman temini gibi daha kolay ölçülebilir alanlara yoğunlaştığına dikkat çekiliyor.
Bu yaklaşımın, riskin üretim sürecinin doğal bir parçası haline gelmesine yol açtığı ifade ediliyor. İşçinin ekipmanı kullanması durumunda “kurallara uyduğu”, kullanmaması halinde ise “ihlal yaptığı” değerlendirmesi yapılırken, riskin neden ortadan kaldırılmadığı sorusunun çoğu zaman gündeme gelmediği belirtiliyor.
Değerlendirmelerde işçi sağlığının yalnızca teknik bir konu olmadığı, aynı zamanda üretim ilişkileriyle bağlantılı olduğu vurgulanıyor. İşçilerin karar süreçlerine katılımı, denetim mekanizmalarının etkinliği ve sendikal yapıların gücü, sahadaki uygulamaları doğrudan etkileyen unsurlar arasında gösteriliyor.
Uzmanlara göre kalıcı çözüm, tek tek önlemlerden ziyade üretim süreçlerinin güvenliği merkeze alacak şekilde yeniden düzenlenmesinden geçiyor. İnsan hayatının maliyet unsuru olmaktan çıkarıldığı ve güvenliğin üretimin ayrılmaz parçası haline geldiği bir sistem kurulmadıkça, iş kazaları sonrası aynı tartışmaların devam edeceği ifade ediliyor.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir