Dr. M. Tahir Soydal: Sıcak hava artık risk değerlendirmesine girmelidir
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
11:56KARDEMİR’de Stajyer Genç İş Kazasında Hayatını Kaybetti
10:41MASKİ Saha Personeline İSG Eğitimi
12:27Limanlarda İş Güvenliği Hayati Önem Taşıyor
23:16Niğde OSB’de Plastik Fabrikasında Yangın!
14:19Aliağa Nemport Limanı’nda Konteyner Yangını
13:44Sanayide "Çocuk İşçi" Tartışması: 8 Yaşındaki Çırak Tepki Çekti
12:56DeFacto'dan 'Küçülme' Kararı: 450 İşçi İşsiz Kaldı!
12:57Tekirdağ'da Kimyasal Kazana Düşen İşçi Hayatını Kaybetti
Türkiye’de çocuk işçiliği meselesi yalnızca bir toplumsal sorun değil; aynı zamanda bir hukuk ihlali, gelişimsel travma ve ekonomik sömürü alanıdır.
Mevzuatımız bu konuda açık hükümler içerse de, uygulamada ciddi zaaflar yaşanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesine göre, “On beş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır.” Ancak aynı maddenin devamında, “Ancak, ilköğretimini tamamlamış ve on dört yaşını doldurmuş çocuklar, bedensel, zihinsel, sosyal ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam etmelerine engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilir.” denilmektedir.
Ayrıca, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca çocuk ve genç işçilerin risk değerlendirmesi yapılmaksızın çalıştırılmaları mümkün değildir. Bu yükümlülük, işverenlere ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 138 sayılı "Asgari Yaş Sözleşmesi"ni ve 182 sayılı "Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Yasaklanması" Sözleşmesi’ni onaylamış bir ülkedir. Bu sözleşmelere göre çocuk işçiliği yalnızca yaş değil, yapılan işin niteliği bakımından da değerlendirilmelidir.
TÜİK’in 2019 tarihli "Çocuk İşgücü Araştırması"na göre Türkiye’de 5-17 yaş grubundaki yaklaşık 720 bin çocuk işçi bulunmaktadır. Bu çocukların yaklaşık %30’u tarım sektöründe, %23’ü sanayi sektöründe ve %46’sı hizmet sektöründe çalışmaktadır.
UNICEF’in 2023 küresel raporuna göre ise dünyada yaklaşık 160 milyon çocuk işçi bulunmaktadır. Bu rakam, pandemi sonrası ekonomik dalgalanmalarda ciddi artış göstermiştir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2016/13143 E., 2017/7051 K. sayılı kararında 15 yaşındaki çocuğun inşaatta çalıştırılmasını “açık kusur” olarak nitelendirmiş ve işvereni tam kusurla sorumlu tutmuştur. Yüksek mahkeme, çocuğun eğitim hayatının kesintiye uğramasının, yalnızca pedagojik değil aynı zamanda telafisi imkânsız bir maddi zarar oluşturduğuna da hükmetmiştir.
Çocuk işçiliğiyle mücadele yalnızca yasak koymakla mümkün değildir. İş müfettişlerinin sayısal yetersizliği, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ve ailelerin sosyoekonomik zorunlulukları bu mücadelenin önünde ciddi engeller teşkil etmektedir.
Örneğin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre 2023 yılında yapılan denetimlerde yalnızca 1.082 çocuk işçi tespit edilmiştir. Bu sayı, mevcut tabloya göre oldukça düşüktür ve denetim mekanizmasının etkinliğini sorgulatmaktadır.
Türk hukuk sistemi, çocukların korunmasına dair önemli hükümler içermektedir. Ancak bu kurallar yalnızca kanun kitaplarında kaldığı sürece çocuklar korunmuş sayılamaz. Hukukun amacı yalnızca düzen koymak değil, adaleti tesis etmektir.
Bu bağlamda hem kamu görevlileri hem de özel sektör temsilcileri için çocuk işçiliğine göz yummak, Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenen "hürriyeti tahdit", 233. maddesindeki "aile yükümlülüğünün ihlali" ve 232. maddedeki "kötü muamele" suçlarını gündeme getirebilir.
Çocuk işçiliğiyle mücadele bir tercihten öte, anayasal ve vicdani bir yükümlülüktür. Her çocuk, çocukluğunu yaşayarak büyümeyi hak eder; bu yüzden her çocuk üretim bandında değil, okul sıralarında olmalıdır.
Av. Ahmet Turan YALÇIN | Yazar
Sivas Barosu
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir