Dr. M. Tahir Soydal: Sıcak hava artık risk değerlendirmesine girmelidir
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
11:56KARDEMİR’de Stajyer Genç İş Kazasında Hayatını Kaybetti
10:41MASKİ Saha Personeline İSG Eğitimi
12:27Limanlarda İş Güvenliği Hayati Önem Taşıyor
23:16Niğde OSB’de Plastik Fabrikasında Yangın!
14:19Aliağa Nemport Limanı’nda Konteyner Yangını
13:44Sanayide "Çocuk İşçi" Tartışması: 8 Yaşındaki Çırak Tepki Çekti
12:56DeFacto'dan 'Küçülme' Kararı: 450 İşçi İşsiz Kaldı!
12:57Tekirdağ'da Kimyasal Kazana Düşen İşçi Hayatını Kaybetti
Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel yangını davasında iş güvenliği uzmanı Kübra DEMİR hakkında verilen 21 yıl hapis cezası, yalnızca bir mahkeme kararından ibaret değildir. Bu karar, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) sistemimizdeki yapısal çarpıklıkları, sorumluluk zincirindeki dengesizlikleri ve ne yazık ki “günah keçisi” yaratma refleksini gözler önüne sermektedir.
İş güvenliği uzmanlarının görev tanımı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 8. maddesinde açık biçimde “rehberlik, danışmanlık, izleme ve raporlama” olarak belirlenmiştir. Kanun koyucu, uzmana icrai bir yetki tanımamıştır. Uzman, riskleri tespit eder, gerekli önlemleri önerir, uygunsuzlukları bildirir; ancak uygulama ve yaptırım yetkisi işverene aittir.
Bu çerçevede, bir yangın önleme sisteminin kurulması, acil durum planlarının işletilmesi, personelin eğitilmesi gibi icrai görevlerin işverenin doğrudan sorumluluğunda olduğu açıktır Buna rağmen, Kübra Demir hakkında TCK m.85/2 kapsamında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 21 yıl hapis cezası verilmesi, kusur ile netice arasında kurulması gereken nedensellik bağının zayıflığı nedeniyle hukuken tartışmalıdır.
Kübra DEMİR’in yargılama sürecinde defalarca dile getirdiği bir gerçek var: Yangın sistemlerinin bakımına, yangın tatbikatlarının yapılmasına ve bina içi tahliye planlarının uygulanmasına ilişkin kararların hiçbirine müdahale yetkisi yoktu. O, yalnızca risk değerlendirmesi ve öneri sunma görevini yerine getiren bir uzmandı.
Buna rağmen, iddia makamı uzmanın “öngörme” yükümlülüğünü geniş yorumlayarak bilinçli taksir kapsamında ceza verilmesini talep etti. Oysa Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2017/3458 E., 2019/8429 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere; “İş güvenliği uzmanı, gerekli bildirimleri yapmış ve işvereni yazılı olarak uyarmışsa, ölüm neticesinden cezai olarak sorumlu tutulamaz.”
Bu emsal karar ışığında, Kübra DEMİR’in cezalandırılması, yerleşik içtihatlarla bağdaşmamaktadır.
Yangında 78 kişinin hayatını kaybetmesi, kuşkusuz çok ağır bir felakettir. Ancak bu olayın nedenlerini yalnızca bir uzmana indirgemek, “sebep sonuç” ilişkisinin doğasını bozmak demektir. Bilirkişi raporlarında bile yangının esas nedeninin otomatik söndürme sistemlerinin çalışmaması, yangın merdivenlerinin kapalı olması, elektrik tesisatının eski olması ve otel yönetiminin gerekli bakımları yapmaması olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Bir uzman, bu eksiklikleri tespit edip raporlamışsa ama işveren bu tedbirleri almamışsa, ölümden kim sorumlu olur? Mevzuat, bu sorumluluğu uzmana değil, önlem alma yetkisi ve gücü olan işverene yükler.
Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları hâlâ yüksek seviyededir:
Bu tablo, İSG uzmanlarını cezalandırarak değil, işveren–devlet–denetim üçgenini güçlendirerek düzeltilebilir. Cezai sorumluluğun yalnızca bir meslek grubuna yüklenmesi, “sistemsel kusur”un üzerini örter ve toplumsal güvenliği sağlamaz.
Kartalkaya kararının çelişkili yönü, benzer facialarda verilen cezalarla kıyaslandığında daha net görülmektedir:
Aynı mevzuat altında, benzer vakalarda uzmanların beraat ettiği durumlarda Kübra DEMİR’in 21 yıl hapis cezasına mahkûm edilmesi, orantılılık ve eşitlik ilkeleri açısından tartışmalıdır.
Kartalkaya davasında verilen karar, toplum vicdanında “birilerinin ceza alması” yönündeki beklentiyi karşılamış olabilir. Ancak hukuk, duyguların değil delil, yetki ve kusur oranının alanıdır. Kübra DEMİR’in cezalandırılması, bu dengenin bozulduğu bir örnek olarak tarihe geçmektedir.
Eğer her büyük faciada teknik sorumlular, yetkileriyle orantısız biçimde cezalandırılırsa, bu mesleği icra eden binlerce iş güvenliği uzmanı için caydırıcı bir etki doğacak; uzmanlar artık riskli sektörlerde görev almaktan kaçınacaktır. Bu da ülke genelinde İSG’nin zayıflaması, yani daha fazla ölüm anlamına gelmektedir.
Kübra DEMİR’in aldığı 21 yıllık hapis cezası, hukuken “ağır bir bedel”, adalet açısından ise “kolay bir çıkış yolu”dur. Bu karar, gerçek sorumluların değil, sistemin içindeki en savunmasız halkalardan birinin cezalandırıldığını göstermektedir. İş sağlığı ve güvenliği, bireysel değil kolektif bir sorumluluk alanıdır.
Kübra DEMİR’in dosyası, adaletin yalnızca cezalandırarak değil, hakkaniyeti paylaştırarak sağlanması gerektiğini bir kez daha hatırlatmıştır.
Gerçek adalet, suçluyu bulmakla değil; doğruyu korumakla mümkündür. Ve bu davada, doğru kişi cezalandırılmamış olabilir.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir