Fikret A. için adalet buluşmalarının ilki İzmir’de gerçekleşti
12:06Afşin-Elbistan Termik Santralinde Patlama Sonrası Yangın
09:38Ankara'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti 20 işçi yaralandı
12:362025 SGK verileri açıklandı: İş kazalarında artış devam ediyor
04:58Bakan Işıkhan müjdeyi verdi: İsg harcamalarında kamu modeli geliyor!
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
Çalışanların işe giderken ya da işten dönerken geçirdiği trafik kazaları, sadece bireysel bir trafik olayı olarak kalmayıp hukuki açıdan “iş kazası” niteliğine sahip olabilecek olaylardır. Bu durum özellikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Öncelikle 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde iş kazası olarak sayılan haller arasında şunlar yer alır: “sigortalının işyeri dışında işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere geliş-gidişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olay”. Bu düzenleme çerçevesinde, işverenin sağladığı taşıtla işe geliş-gidiş sırasında meydana gelen trafik kazası, iş kazası olarak kabul edilebilecektir.
Ancak her işe giderken gerçekleşen trafik kazasının otomatik olarak iş kazası sayılması mümkün değildir. Örneğin; işçiye özel araçla kendi isteğiyle gitmesi, işverence sağlanan bir taşıt olmaması, güzergâhın işyerine direkt ulaşımı kapsamaması gibi koşullar, iş kazası niteliğini etkiler.
İşveren açısından önemli bir nokta da, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin sadece işyerinde değil, işe ulaşım sürecinde de devreye girebileceğidir. Örneğin, işverenin işe götür-getir hizmeti sağlıyor olması, servis aracının temin edilmesi veya ulaşım koşullarının denetlenmesi gibi sorumlulukları olabilir. Bu sorumluluklar bağlamında, ulaşım esnasında meydana gelen kazaların iş kazası olarak kabul edilmesi halinde işverenin hukuki ve tazminî sorumluluğu doğabilir.
Bu alanda çok sayıda karar verilmiştir. Aşağıda bazı dikkat çeken içtihatlardan özetler sunulmaktadır:
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, şunlar söylenebilir: İşe ulaşım süreci (servis bekleme, taşıta binme, taşıtla gitme, inme-binme) işverenin organizasyonuna bağlı olarak bulunuyorsa, kaza olayının iş kazası olarak kabul edilme ihtimali artmaktadır. Öte yandan, işiyle doğrudan bağlantısı olmayan özel amaçlı sapmalar, bu niteliği örneğin eğlence dönüşü kaza gibi olaylarda iş kazası sayılmayabilir.
Ülkemizde trafik kazalarının genel boyutu göz önüne alındığında, işe giderken ya da işyerine ulaşım sürecinde işçilerin karşılaştıkları risklerin de küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu görmekteyiz. Örneğin:
Bu sayılar, işe gidiş-geliş esnasında gerçekleşen trafik kazalarının iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden ciddi bir risk alanı oluşturduğunu göstermektedir. Son günlerde medyada yer alan bir olay; örneğin, bir kentte servis aracının kaza sonucu 4 (bazı kaynaklara göre 5) çalışanın yaşamını yitirdiği, 14 çalışanın yaralandığı bildirilmiş; bu da “işe ulaşım süreci’nin de iş güvenliği zincirinin bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
İşverenlerin ve çalışanların, işe giderken veya işten dönerken karşılaşabilecek trafik risklerine yönelik etkin iş sağlığı güvenliği (İSG) stratejileri geliştirmesi gerekmektedir. Aşağıda hukuki yükümlülükler ışığında alınabilecek başlıca önlemler sıralanmıştır:
1. Risk değerlendirmesi ve ulaşım süreci analizi: İşveren işe ulaşım sürecini “işyerine ulaşım” olarak risk değerlendirme kapsamına almalı, çalışanların işe ulaşım güzergâhı, servis bekleme süresi, taşıtın tipi ve güvenliği gibi hususları değerlendirmelidir.
2. Taşıma aracının temini ve bakımı: İşveren, işe alım sırasında veya öncesinde işe götürme-getirme hizmeti sağlıyorsa, araçların teknik bakımlarının yapılmasını, sürücünün ehliyet ve sağlık durumunun kontrolünü sağlamalıdır. Bu yükümlülük iş güvenliği açısından “işverenin yerine getirmesi gereken” bir sorumluluktur.
3. Servis bekleme ve binme süreçlerinin güvenliği: Çalışanın servis aracını beklediği süre ya da servisten indikten sonra işyerine ulaşma süreci de risk taşır. İşveren, servis duraklarının güvenli olmasını, ışıklandırılmasını, çalışanların bilgilendirilmesini sağlamalıdır.
4. Bilgilendirme ve eğitim: Çalışanlara işe ulaşım sürecinde karşılaşabileceği trafik-servis risklerine dair eğitimin verilmesi, güvenli servis kullanımı, emniyet kemeri kullanımı, yorgunluk yönetimi gibi hususlarda farkındalık oluşturulmalıdır.
5. İzleme-denetleme mekanizması: İşveren servis ve ulaşım hizmeti sunan firmaları denetlemeli; taşımacılarla yapılan sözleşmelerde güvenlik şartları açıkça yer almalı, servis araçlarının günlük kontrol kayıtları tutulmalı, çalışanların bildirim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
6. Acil durumda müdahale planı: İşe gidiş-dönüş sırasında bir trafik kazası meydana gelmesi ihtimaline karşı işverenin acil müdahale planı, ilk yardım hizmetleri, kaza sonrası bildirim ve kayıt sistemleri hazır olmalıdır.
İş sağlığı ve güvenliği alanında geleneksel olarak “işyerinde makine-teçhizat kazaları”, “yüksekte çalışma”, “kimyasal maruziyet” gibi riskler ön plana çıkarken, “işe ulaşım süreci” yani işe giderken ya da işten dönerken trafik kazası geçirme riski de ihmal edilmemelidir. Hukuki açıdan, belirli şartların mevcutluğu halinde işe giderken geçirilen trafik kazasının iş kazası sayılması mümkündür ve bu durumda hem sosyal güvenlik hem işveren sorumluluğu doğabilir.
Ülkemizde trafik kazalarının boyutu ile birlikte işe ulaşım sırasında yaşanan olayların iş güvenliği perspektifinden değerlendirilmesi, ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve risklerin azaltılması açısından hem işverenler hem çalışanlar için kritik bir mesele haline gelmiştir. Bu bağlamda, işverenlerin ulaşım sürecini bir “iş güvenliği alanı” olarak görmesi, servis taşımalarını denetlemesi ve ulaşım sürecindeki tüm riskleri iş güvenliği planlarına dâhil etmesi gerekmektedir.
Bir işçi işe güvenli bir şekilde ulaşabiliyorsa, aslında iş güvenliğinin ilk adımı atılmış olur. İşveren açısından da bu süreç, sadece üretim anındaki risklerle değil, “işe başlama öncesi” ve “işten çıkış sonrası” risklerle de başa çıkmayı gerektiren bir bütündür. Hukuki yükümlülükler ve sorumluluklar bu çerçevede değerlendirilmelidir.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir