Dr. M. Tahir Soydal: Sıcak hava artık risk değerlendirmesine girmelidir
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
11:56KARDEMİR’de Stajyer Genç İş Kazasında Hayatını Kaybetti
10:41MASKİ Saha Personeline İSG Eğitimi
12:27Limanlarda İş Güvenliği Hayati Önem Taşıyor
23:16Niğde OSB’de Plastik Fabrikasında Yangın!
14:19Aliağa Nemport Limanı’nda Konteyner Yangını
13:44Sanayide "Çocuk İşçi" Tartışması: 8 Yaşındaki Çırak Tepki Çekti
12:56DeFacto'dan 'Küçülme' Kararı: 450 İşçi İşsiz Kaldı!
12:57Tekirdağ'da Kimyasal Kazana Düşen İşçi Hayatını Kaybetti
Duygunun hayatımızdaki anlamı ve gücü yadsınamaz. İnsan eşittir duygu. Duygularımız, düşüncelerimizden ve algımızdan aldığı güç ile tüm tutum ve davranışlarımızı yönlendiren, bizi yöneten en güçlü sihirdir. Bu sihri hayatımızı cennete çevirmek için de kullanırız, cehenneme döndürmek için de.
Düşünürken yaptığımız hataları sorgulayabiliyorsak, duygularımızı da sağlıklı zeminde yönlendirebiliriz. Bizim algı filtremizden hatalı geçen düşünceler gerçeği hiç yansıtmıyor olabilir ve yanlış duyguların içimizde doğup büyümesine neden olabilir.
Gün içinde zihnimizden geçen binlerce düşüncenin, hayatımızı nasıl etkilediğini oturup bir düşünürsek düşüncelerimizin gerçeklikle uygunluğunu sorgulamamız gerektiğinin önemini idrak etmemiz kolaylaşır.
Bir toplantıda yüzü asık gelen bir çalışanın dün sizle arasında geçen diyaloga istinaden o ifadeyle orada bulunduğunu düşünebilirsiniz. Gerçekte ailevi bir problemini, sağlığıyla ilgili bir endişesini, maddi sorunlarını ya da hiç bilemeyeceğimiz manevi sıkıntılarına odaklanmış olabilir. Yaptığımız bu keyfi çıkarsama tamamen kişisel olarak yaptığımız bir yaratımdır.
Sevgi, mutluluk, öfke, huzur, kaygı, haz, acı, coşku duygularımızdan sadece birkaçıdır. Duygularımızın kaynağı çok çeşitli olabilir. Tetiklendiğimiz nokta her ne ise, o noktadan büyük duygu sellerine gömülebiliriz. Bu bazen kariyerimiz, bazen aile hayatımız, bazen sevdiklerimizle ilişkilerimizdeki sıkışmışlıktan kaynaklanır. Beklentilerimiz ile gerçeklerin uyuşmadığı noktalarda sıkışmışlık bizi tüm duygu durumlarına sürükleyebilir. Duygusal görgü kuralları burada devreye girer. En önemli husus şudur ki; yanlış duygu yok, yanlış davranış vardır. En kıymetlisi de empatik davranabilmekten geçer. Empati yapabilmek önemli bir meziyettir. Anlamak, anlaşılmayı başlatır. Uyumlanmanın ve çözüm yaratmanın ilk adımıdır. Empatinin olmadığı bir ilişkide ortak payda yaratmaktan bahsedilemez. Terfi beklentisi içinde olan ve umduğunu almamış bir çalışanın mutsuzluğunu görmezden gelemeyiz. Yeniden motivasyon sağlaması için gerekçelerin açıklanması ve anlaşıldığının hissettirilmesi gerekir ki, bu şekilde yeniden ortak paydaya uyumlanabilsin.
Bazen bir bakış, bazen bir söz, bazen minik bir jest bile duygusal açıdan görgü kurallarının var olduğundan söz etmeye yeter. Üzgün bir çalışma arkadaşınızın kahvesini beklemediği anda getirmeniz ya da “nasılsın?” diye sormanız duygusal durumunun farkındayım ve önemsiyorum mesajı verir. Bazen anlatmak istersen dinlerim yerine ben buradayım demek büyük bir huzurun oluşmasına sebebiyet verebilir. Sadece kurumsal platformda değil, özel hayatımızda da duygusal açıdan görgülü insanlara denk gelmemiz mühim. Psikolojik şiddetin çok yaygın olduğu, narsist kişilik özelliklerine sahip insanların kol gezdiği günümüzde kendi sınırlarımızı korumaya ve sahip çıkmaya gönülden adanmış olmalıyız. Örtük veya aleni yapılan psikolojik şiddetin mağduru olmadan kendi hakkımızın bekçisi olmalıyız ve gerekirse kendimiz için duygusal görgü kurallarını uygulamalıyız. Bu nasıl olabilir? Kendimizle olan ilişkimizde duygusal görgü kurallarını nasıl başlatabiliriz? Elbette farkındalıkla ve soru sormakla başlatabiliriz. Buradaki en güçlü soru “Ben Kimim?” sorusudur ve cevabı almak zaman alır.
Diğer taraftan kendimize karşı görgülü olmaksa niyetimiz kendimizle empati yapmakla başlayabiliriz. Güçlü ve zayıf yönlerimizin farkındalığı ve hakimiyetiyle bilinçli hareket edersek kendimiz için kendi içimizdeki duygusal konfor alanımızı yaratabiliriz.
Duygusal görgüsüzlüğün bir unsuru olan “Duygusal Sömürü” kapris, trip ve merhamet bacaklarıyla hayatımıza her alanda girebilir. Bu duygusal görgüsüzlüğe hizmet eden alandır. Kurumsal alanda olup biten her şeye, bir ilişkiler dizisinde alma verme terazisine işaret eden kişilerarası maç olarak bakarsak yumuşak karnı olan ve bunu fark edemeyen taraf ilk yarıdan sonra ancak duygularının kontrolünü teslim etmiş bir kukla olabilir.
Duygu analizinde, beden dili ve davranışlar birbirini tamamlayan müthiş bir ikilidir. Kurumsal mecrada doğum günü olan kişiye hediye alınır. Jestler yapılır. Ancak kimsenin anlamayacağı yalnızca sizin hissedebileceğiniz öyle bir an olur ki, sayfalarca duygu ve ima yazılabilir.
Peki, hiç mi tartışmayacağız? Elbette anlaşmazlıkların olduğu ortamlarda var olacağız. Unutmamalıdır ki, kaliteli bir tartışma ancak duygusal yeterliliği olan, ruhen olgun, kendiyle tatmin olan kişilerle yapılabilir. Tartışmalardan beslenen, tartışma obsesyonu geliştirmiş kişiler ancak haz duygusuyla evlerine dönerler. Ortada ne bir çözümden ne de bir ortak paydadan bahsedilebilir. Tartışmaya fitne fücur yaratma ve bundan beslenme alanı yaratan duygusal görgüsüzlerden uzak durmak gerekir.
Duygusal görgülülük duygusal tamamlanmışlık ve farkındalık demektir. Duygusal açıdan kendini geliştirebilmiş, çocukluğundaki tüm hesaplaşmaların içinden geçmiş ve çocukluğu ile barışıp kendini dönüştürebilmiş, kendine ve kendini baz alarak yaşama katma değer sağlamaya gönlü olan kişiler duygusal olarak görgülü olabiliyorlar. Psikolojik şiddete ve kaosa maruz kalmış, doğanın kanunun bu şekilde güç gösterisi ile işlediğini tüm hücreleriyle emmiş bireyler ne empati yapabiliyor ne de duygusal açıdan davranışlarını yönlendirebiliyor. Travmaların dünyasında örtük veya aleni şiddete hem kendini hem de etrafını maruz bırakabiliyor. Mobbing yapabilen bir yönetici, kendi değersizliğinin zaferini kutlamayı başkasını değersizleştirme üzerinden gerçekleştiriyor.
Şimdi oturup düşünme zamanı… Ben hangi hallerde, hangi durumlarda ve ne kadar süre ile duygusal açıdan yeterli hissedip kendi değerime uygun değer alanı yaratabiliyorum. Unutmamalı ki; her seçim kendinize olan değer kalıplarınızın nihai bir uzantısıdır.
Dr. Dila BUZ | Yazar
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir