x


x
x
İş kazalarında görünmeyen risk: Yorgun zihin

Bir iş kazasının ardından en sık duyduğumuz ifadelerden biri “dikkatsizliktir.

Çalışan görmedi, fark etmedi, yanlış değerlendirdi, bir adımı atladı ya da birkaç saniye geç tepki verdi…

Peki gerçekten kazanın nedeni dikkatsizlik midir?

Yoksa dikkatsizlik dediğimiz şey, bazen saatler öncesinden başlayan bir sürecin son halkası mıdır?

Bir çalışan kaç saattir iş başında? Gece ne kadar uyudu? Gün boyunca kaç farklı işle uğraştı? Yaptığı iş kaç kez bölündü? Yeterince dinlenebildi mi?

Ve belki de en önemlisi:

Bedeni işinin başındayken zihni de işinin başında mıydı?

İş sağlığı ve güvenliğinde bu soruyu daha fazla sormamız gerektiğini düşünüyorum.

Yorulan sadece beden değil

Son yıllarda “beyin sisi” ifadesini daha sık duyuyoruz. Odaklanamama, bazı şeyleri daha sık unutma ve düşünceleri toparlamakta zorlanma gibi şikâyetler artık daha çok dile getiriliyor.

Beyin sisi başlı başına bir hastalık ya da tıbbi tanı değil. Uykusuzluk, stres, bazı hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve daha pek çok nedenle ortaya çıkabilir.

Çalışma hayatı açısından benim üzerinde durmak istediğim ise daha basit bir soru:

Zihin yorulduğunda dikkatimiz ve verdiğimiz kararlar bundan nasıl etkileniyor?

Bugün pek çok çalışan asıl işinin yanında telefonlar, mesajlar, elektronik postalar, toplantılar ve sürekli değişen işlerle uğraşıyor. Bir işi bitirmeden diğeri geliyor. Dikkat gün boyunca defalarca bölünüyor.

Ama çalışandan beklediğimiz değişmiyor:

Dikkatli ol. Hata yapma. Doğru karar ver.

Oysa insan zihninin de sınırları var.

Kaza birkaç saniyede olur, yorgunluk saatler içinde birikir

Bir makine operatörünün yanlış bir hareketi birkaç saniye sürebilir. Bir sürücünün tehlikeyi geç fark etmesi belki bir saniyelik gecikmedir. Yüksekte çalışan bir kişinin güvenlik adımlarından birini atlaması da çok kısa bir anda gerçekleşebilir.

Kazadan sonra doğal olarak o ana bakarız.

“Dikkati dağılmış.”

“Yanlış karar vermiş.”

“Kurala uymamış.”

Bunların hepsi doğru olabilir. Ama yalnızca son birkaç saniyeye bakarsak kazaya giden sürecin önemli bir bölümünü gözden kaçırabiliriz.

İş kazası birkaç saniyede meydana gelebilir; ama o kazaya zemin hazırlayan zihinsel yorgunluk saatlerdir birikiyor olabilir.

Uzun çalışma saatleri, uykusuzluk, vardiyalı çalışma, yoğun iş yükü, zaman baskısı, sürekli bölünen dikkat ve yeterince dinlenememe bir araya geldiğinde insanın bundan hiç etkilenmemesini beklemek gerçekçi değildir.

Elbette her iş kazasını zihinsel yorgunlukla açıklayamayız. Her kazanın kendine özgü nedenleri vardır.

Ancak “insan hatası” dediğimiz yerde incelemeyi bitirmemeliyiz.

Belki de asıl soru tam orada başlıyor:

İnsan neden hata yaptı?

“Dikkatli ol” demek yeterli değil

Gürültülü bir işyerinde çalışana yalnızca “Kulağını koru” demiyoruz; gürültüyü azaltmaya çalışıyoruz.

Tehlikeli bir makinede sadece çalışanın dikkatine ve reflekslerine güvenmiyoruz. Koruyucular ve güvenlik sistemleri kullanıyoruz.

Kimyasal bir risk varsa sadece “Dikkatli kullan” demekle yetinmiyor, çalışanı o maddeden mümkün olduğunca korumaya çalışıyoruz.

Peki zihinsel yorgunluk söz konusu olduğunda neden çözümü çoğu zaman yalnızca çalışanda arıyoruz?

“Dikkatini ver.”

“İşine odaklan.”

“Biraz daha dikkatli ol.”

Bunları söylemek kolay.

Ama çalışan uzun saatler çalışıyor, yeterince dinlenemiyor, işi sürekli bölünüyor ve aynı anda birçok sorumluluk taşıyorsa yalnızca kişiyi uyarmak yeterli olmaz.

Bazen sorun dikkatsiz çalışan değil, dikkati tüketen çalışma düzenidir.

Risk değerlendirmesinde bunları da sormalıyız

İşyerlerinde gürültüyü ölçüyoruz. Aydınlatmaya, sıcaklığa, kimyasal maddelere, çalışma ortamına ve makinelerin güvenliğine bakıyoruz.

Bunların hepsi gerekli.

Ama özellikle sürekli dikkat isteyen işlerde çalışma saatlerine, dinlenme sürelerine, vardiya düzenine ve işin ne kadar sık bölündüğüne de bakmalıyız.

Çalışan aynı anda kaç farklı işle uğraşıyor? Kritik işleri vardiyanın hangi saatlerinde yapıyor? Bir hata yaptığında, bu hatanın kazaya dönüşmesini engelleyecek başka bir güvenlik önlemi var mı?

Bunlar çalışanın rahat edip etmemesiyle ilgili ayrıntılar değil. Sürücülerden makine operatörlerine, sağlık çalışanlarından kontrol merkezlerinde görev yapanlara kadar sürekli dikkat isteyen pek çok işte doğrudan güvenlikle ilgili konular.

İnsan zihninin de sınırları var

İş sağlığı ve güvenliğinde çalışanı korurken çoğunlukla fiziksel tehlikelere odaklanıyoruz. Oysa dikkat ve doğru karar verebilmek de güvenli çalışmanın önemli bir parçası.

Buradaki amaç her dalgınlığı hastalık olarak görmek ya da her hataya tıbbi bir açıklama bulmak değil.

Sadece insanın zihinsel olarak da yorulabileceğini kabul etmek.

İnsan yorulur. Dikkati azalabilir. Karar vermekte zorlanabilir. Tepkileri yavaşlayabilir.

İyi bir güvenlik sistemi, insanın hiç hata yapmayacağını düşünerek kurulamaz. İnsan hata yapabilir. Önemli olan, mümkün olduğunca bu hatanın bir kazaya dönüşmesini engellemektir.

Bu nedenle bir iş kazasının ardından yalnızca “Kim hata yaptı?” diye sormak yetmez.

Bu hata neden oldu?

Çalışan neden fark etmedi? Neden geç tepki verdi? Neden yanlış karar verdi? Çalışma şartlarının bunda bir payı var mıydı?

Çünkü “dikkatsizlik” çoğu zaman kazanın nedeni gibi yazılıyor.

Oysa bazen dikkatsizliğin kendisi araştırılması gereken bir sonuçtur.

İş sağlığı ve güvenliğinde yıllardır çalışanların bedenlerini korumaya çalışıyoruz. Artık dikkatlerini ve sağlıklı karar verebilmelerini de bunun bir parçası olarak görmeliyiz.

Çünkü işyerindeki bütün riskler gürültü yapmaz, toz çıkarmaz ya da bir ölçüm cihazında hemen görünmez.

Bazıları sessizce birikir.

Ve bazen kazadan sonra “dikkatsizlik” dediğimiz o birkaç saniye, aslında saatler önce başlamış bir sürecin sonudur.

 

Dr. M. Tahir Soydal
Halk Sağlığı ABD – İş Sağlığı Bilim Doktoru

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
Eğitim Yaşam Çevre Tarım Bursa Gunlugu Asayiş Dünya Resmi İlanlar Siyaset
Anasayfa Kategoriler YOUTUBE
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !