Fikret A. için adalet buluşmalarının ilki İzmir’de gerçekleşti
12:06Afşin-Elbistan Termik Santralinde Patlama Sonrası Yangın
09:38Ankara'da maden ocağında göçük: 1 işçi hayatını kaybetti 20 işçi yaralandı
12:362025 SGK verileri açıklandı: İş kazalarında artış devam ediyor
04:58Bakan Işıkhan müjdeyi verdi: İsg harcamalarında kamu modeli geliyor!
11:44Tuzla’da çakmak fabrikası alevlere teslim oldu
Aynı davranışın arkasında farklı nedenler bulunabilir. Kendini tanıma, bu farklılıkları görebildiğimiz ölçüde derinleşir. “Ben kimim?” sorusu da burada anlam kazanır. Mizacımız, kişilik özelliklerimiz, değerlerimiz, duygularımız, inanç kalıplarımız ve üstlendiğimiz roller bu sorunun içindedir.
24.10.2026 - 02:08
YAYINLANMA24.10.2026 - 14:09
GÜNCELLEME
Bir toplantıdan çıkıyoruz. Söylemek istediğimiz pek çok şey var, ancak hiçbirini dile getirmemişiz. Konuşma bitmiş olsa da zihnimizde devam ediyor: “Keşke şunu söyleseydim. Neden yine sustum?” Ardından kendimizle ilgili tanıdık bir yargıya varıyoruz: “Ben zaten kendimi ifade etmekte zorlanırım.”
Peki, bu cümle kendimizi tanıdığımızı mı gösteriyor, yoksa kendimiz hakkında uzun zamandır tekrarladığımız bir düşünceyi mi?
Eğitimlerimde kendini tanımayı ele alırken bu ayrımı önemsiyorum. Kendimize ilişkin bazı özellikleri bilmek, davranışlarımızı anlamak için bir başlangıç. Ancak hangi koşullarda böyle davrandığımızı, o sırada ne hissettiğimizi ve ne düşündüğümüzü incelemediğimizde, kendimiz hakkında bildiklerimiz kolayca değişmez etiketlere dönüşebiliyor.
Toplantıda sustuğumuzu biliyoruz. Fakat neden sustuğumuzu anlamak için biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Hazırlıksız mıydık? Görüşümüzün yeterince değerli olmadığını mı düşündük? Eleştirilmekten mi çekindik? Yoksa daha önce sözümüzün kesildiği bir ortamda yeniden konuşmaya mı çalışıyorduk? Aynı davranışın arkasında farklı nedenler bulunabilir. Kendini tanıma, bu farklılıkları görebildiğimiz ölçüde derinleşir.
“Ben kimim?” sorusu da burada anlam kazanır. Mizacımız, kişilik özelliklerimiz, değerlerimiz, duygularımız, inanç kalıplarımız ve üstlendiğimiz roller bu sorunun içindedir. Yetiştiğimiz kültür, alışkanlıklarımız, hayata verdiğimiz anlam ve kendimiz hakkında anlattığımız hikâye de kendimizi nasıl gördüğümüze eşlik eder. Günlük bir kararı anlamaya çalışırken, bazen bu geniş çerçevenin bir parçasıyla karşılaşırız.
Örneğin, kendimizi sorumluluk sahibi biri olarak tanımlıyor olabiliriz. Ancak sorumluluk sahibi olmayı “Hiç hata yapmamalıyım” düşüncesiyle birleştiriyorsak, toplantıda henüz olgunlaşmamış bir fikri paylaşmak bize zor gelebilir. Burada sorumluluk değerimizle, bu değere yüklediğimiz beklentiyi ayırt etmek gerekir. İşimizi özenle yapmak, her durumda kusursuz olmamızı gerektirmez.
Bu ayrımları görebilmek için eğitimlerimde dört soruya yer veriyorum: Şu anda ne hissediyorum? Aklımdan hangi düşünce geçiyor? Benim için önemli olan ne? Nasıl davranmak istiyorum?
Bu sorular, kendimiz hakkında genel bir tanımdan o anki deneyimimize geçmemize yardımcı olur. “Ben çekingenim” demek yerine, “Bu toplantıda eleştirilmekten kaygılandım ve düşüncemi paylaşmadım” diyebiliriz. Böylece yaşadığımız durumu daha somut biçimde değerlendirme imkânı buluruz.
Farkındalık konusunda Shapiro ve arkadaşlarının (2006) geliştirdiği kuramsal model bu noktada yararlı bir çerçeve sunar. Yazarlar bilinçli farkındalığı niyet, dikkat ve tutum olmak üzere birbiriyle ilişkili üç bileşen üzerinden ele alır. Bunlar sırayla geçilen evreler değildir. Deneyimimize hangi niyetle yöneldiğimiz, dikkatimizi nereye verdiğimiz ve yaşadıklarımıza nasıl yaklaştığımız birlikte önem taşır.
Bu modelin kendini tanıma çalışmalarına katkısını, gözlem yaparken takındığımız tutumda görüyorum. Toplantıdan sonra kendimize “Neden yine sustum?” diye sorabiliriz. Ancak bu soruyu kendimizi azarlamak için mi, gerçekten anlamak için mi sorduğumuz önemlidir. Merakla yaklaştığımızda duygumuzu, düşüncemizi ve ortamın koşullarını incelemek için kendimize alan açarız.
Yine de bir davranışımızı anlamış olmak, onu kendiliğinden değiştirmez. Kaygılandığımızı ve eleştirilmekten çekindiğimizi fark ettikten sonra, bu bilgiyle ne yapacağımıza karar vermemiz gerekir. Kendini tanımayla kendine liderlik arasındaki bağ burada kurulur.
Bu yazıda kendine liderlik ifadesini, literatürdeki öz liderlik kavramının karşılığı olarak kullanıyorum. Neck ve Houghton (2006), bu alandaki çalışmaları değerlendirdikleri makalelerinde kişinin kendisini yönlendirmesini ve motive etmesini destekleyen davranışsal ve düşünsel stratejileri ele alır. Kendini gözlemleme, hedef belirleme, yapılan işin tatmin sağlayan yönlerini fark etme ve yapıcı düşünce örüntüleri geliştirme bu çerçevenin parçalarıdır.
Bu yaklaşım, kendimizle ilgili fark ettiklerimizi uygulanabilir bir adıma dönüştürmemizi sağlar. Toplantıda konuşmakta zorlanan kişi için ilk hedef, bütün kaygısını ortadan kaldırmak olmak zorunda değildir. Bir sonraki toplantıya hazırlanıp görüşlerinden birini paylaşmayı hedefleyebilir. Ne söylemek istediğini birkaç cümleyle yazabilir, hangi noktada söz alacağını önceden düşünebilir.
Diyelim ki kaygısı sürmesine rağmen konuştu. Sonrasında yalnızca nasıl göründüğüne ya da başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüne odaklanmak yerine, deneyimini değerlendirebilir: Görüşümü anlatabildim mi? Hangi hazırlığım işime yaradı? Nerede zorlandım? Bir sonraki sefer neyi farklı yapabilirim?
Böylece kendisi hakkında başlangıçta kurduğu “Ben kendimi ifade edemem” cümlesini de yeniden inceleme fırsatı bulur. Tek bir deneyim bütün güçlüğünü çözmeyebilir; ancak hangi koşullarda konuşabildiğine ilişkin somut bir bilgi edinmiş olur. Bu bilgi, bir sonraki adımını belirlerken kullanabileceği bir dayanak haline gelir.
Elbette örneğin diğer ihtimalini de unutmamak gerekir. Kişinin sözü sürekli kesiliyor veya görüşleri küçümseniyorsa, yaşadığı güçlüğü yalnızca kendi düşünceleriyle açıklayamayız. Böyle bir durumda kendine liderlik; konuşmaya hazırlanmanın yanında, yaşanan sorunu dile getirmeyi ve destek istemeyi de içerebilir. Kendimizi tanırken içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirmek, hangi konuda bireysel çaba gösterebileceğimizi ve hangi konuda değişiklik talep etmemiz gerektiğini ayırt etmemize yardımcı olur.
Bu nedenle kendini tanıma çalışmalarını günlük yaşamla ilişkilendirmeyi önemsiyorum. Gün sonunda bizi zorlayan bir olayı, o sırada hissettiğimiz duyguyu ve aklımızdan geçen düşünceyi birkaç cümleyle yazabiliriz. Ardından benzer bir durum için küçük bir adım belirleyebiliriz. Bu adım bazen bir görüşü paylaşmak, bazen sınırımızı ifade etmek, bazen de ihtiyaç duyduğumuz desteği istemek olabilir. Denedikten sonra da ne olduğunu değerlendiririz.
Yazının başındaki toplantıya dönersek, kendimize söyleyeceğimiz cümle artık biraz farklı olabilir: “Bugün sustum. Beni neyin zorladığını anlamaya ve bir sonraki toplantıda ne yapabileceğimi düşünmeye ihtiyacım var.”
Benim için kendini tanımanın günlük hayattaki karşılığı burada görünür oluyor. Kendimize ilişkin yargılarımızı inceleyebildiğimizde, davranışlarımız üzerinde çalışabileceğimiz alanları daha açık görüyoruz. Kendine liderlik de bu bilgiyi kararlarımıza taşıdığımızda, attığımız adımları değerlendirdiğimizde ve gerektiğinde yeniden denediğimizde gelişiyor.
Kaynakça
Neck, C. P., & Houghton, J. D. (2006). Two decades of self-leadership theory and research: Past developments, present trends, and future possibilities. Journal of Managerial Psychology, 21(4), 270–295. https://doi.org/10.1108/02683940610663097
Shapiro, S. L., Carlson, L. E., Astin, J. A., & Freedman, B. (2006). Mechanisms of mindfulness. Journal of Clinical Psychology, 62(3), 373–386. https://doi.org/10.1002/jclp.20237
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir