İş Güvenliği > Kamu hastanelerinde İSG uygulamalarının hukuki ve yönetsel dönüşümü

6331 Sayılı Kanun Çerçevesinde Önleyici İSG Yaklaşımı, Risk Yönetimi, Çalışan Farkındalığı ve Kurumsal Güvenlik Kültürü

İş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarından korunmasının yanı sıra yaşam hakkının, beden bütünlüğünün ve sağlıklı çalışma koşullarının güvence altına alınmasını amaçlayan çok boyutlu bir hukuk ve kamu yönetimi alanıdır. Sağlık hizmetlerinin niteliği gereği kamu hastaneleri; biyolojik, kimyasal, fiziksel, ergonomik, mekanik, elektriksel, radyolojik ve psikososyal olmak üzere çok sayıda riskin aynı çalışma ortamında bulunduğu, farklı meslek gruplarının birlikte ve çoğu zaman 24 saat esasına göre çalıştığı işyerleridir. Kesici-delici alet yaralanmaları, biyolojik etkenlere maruziyet, tıbbi ve kimyasal maddeler, radyasyon, tıbbi cihazlar, elektrik ve yangın riskleri, kayma-düşme, ergonomik zorlanmalar, işyeri şiddeti ve yoğun çalışma koşulları hastane çalışanlarının karşı karşıya bulunduğu başlıca riskler arasında yer almaktadır. Bu nedenle kamu hastanelerinde İSG uygulamalarının yalnızca mevzuat gereği yerine getirilmesi gereken idari işlemler olarak değil, çalışanların sağlık ve güvenliğini doğrudan koruyan sürekli ve sistematik bir yönetim faaliyeti olarak ele alınması gerekmektedir.


Türkiye'de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile benimsenen temel yaklaşım, iş kazası veya meslek hastalığı meydana geldikten sonra müdahale edilmesine dayanan reaktif anlayıştan, tehlike ve riskleri önceden belirleyerek ortadan kaldırmayı veya kabul edilebilir seviyeye indirmeyi amaçlayan önleyici ve proaktif anlayışa geçiştir. Bu kapsamda işverenin yükümlülüğü yalnızca iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirmek, risk değerlendirmesi yaptırmak veya çalışanlara eğitim vermekle sınırlı değildir. İşveren veya işveren vekili; çalışma ortamının ve çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak, riskleri belirlemek ve değerlendirmek, gerekli teknik ve idari tedbirleri almak, çalışanları bilgilendirmek ve eğitmek, sağlık gözetimini gerçekleştirmek, acil durumlara hazırlıklı olmak, iş kazaları ve ramak kala olaylarını incelemek, gerekli düzeltici ve önleyici faaliyetleri yürütmek ve alınan tedbirlerin uygulanmasını izlemekle yükümlüdür.


Bu çalışmanın hareket noktasını, İstanbul'da Sağlık Bakanlığına bağlı 201 yataklı bir kamu hastanesinde 541 çalışanla gerçekleştirilen ve çalışanların İSG uygulamalarına ilişkin algı ve farkındalıklarını değerlendiren tanımlayıcı araştırmanın sonuçları oluşturmaktadır. Araştırmada 62 sorudan ve 11 alt boyuttan oluşan İSG farkındalık anketi kullanılmış; çalışanların eğitim düzeyi, kurumda ve meslekte çalışma süresi, meslek grubu ve görev yapılan birim gibi değişkenler bakımından farkındalık düzeyleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre çalışanların eğitim seviyesi yükseldikçe İSG uygulamalarına ilişkin farkındalıklarının arttığı; lisans ve lisansüstü eğitim düzeyindeki çalışanların farkındalıklarının ilköğretim ve lise düzeyindeki çalışanlardan daha yüksek olduğu; kurumda ve meslekte çalışma süresi arttıkça farkındalık düzeyinin olumlu yönde geliştiği; sağlık hizmetleri sınıfında görev yapan çalışanların genel İSG farkındalıklarının diğer meslek gruplarına göre daha yüksek olduğu ve görev yapılan birime göre çalışanların farkındalık düzeylerinde farklılıklar bulunduğu belirlenmiştir.


Araştırma sonuçları, çalışan farkındalığının iş kazalarının önlenmesinde önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte güncel hukuki yaklaşım bakımından çalışan farkındalığı tek başına yeterli değildir. Çalışanın tehlikeyi bilmesi, gerekli eğitimi alması ve güvenli çalışma davranışı göstermesi önemli olmakla birlikte, bu durum işverenin gerekli teknik, idari ve organizasyonel tedbirleri alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir ifadeyle, çalışanlara eğitim verilmiş olması, işyerindeki tehlikelerin ortadan kaldırılması, güvenli ekipman temini, uygun çalışma koşullarının oluşturulması ve uygulamaların denetlenmesi yükümlülüğünün yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez. Bu nedenle çalışan farkındalığı ile kurumsal İSG yönetimi birbirini tamamlayan unsurlar olarak ele alınmalıdır.


Kamu hastanelerinde etkin İSG yönetiminin temel araçlarından biri risk değerlendirmesidir. Risk değerlendirmesinin yalnızca mevzuat gereği hazırlanarak dosyada muhafaza edilen statik bir belge olarak görülmesi, önleyici İSG anlayışının amacına uygun değildir. Risk değerlendirmesi; tehlikelerin belirlenmesi, risklerin analiz edilmesi, kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması, tedbirlerin uygulanması, sonuçların izlenmesi ve gerekli durumlarda değerlendirmelerin yenilenmesini içeren dinamik bir süreçtir. Özellikle iş kazası, meslek hastalığı veya ramak kala olay meydana geldiğinde olayın nedenlerinin değerlendirilmesi ve mevcut risk değerlendirmesinin olay ışığında yeniden ele alınması önem taşımaktadır. Bu nedenle bir kamu hastanesinde İSG bakımından hukuki uygunluğun yalnızca "risk değerlendirmesi yapılmış mı?" sorusuyla değil, "tespit edilen riskler için gerekli tedbirler alınmış ve bu tedbirlerin etkinliği izlenmiş mi?" sorusuyla değerlendirilmesi gerekmektedir.


Hastane İSG sisteminde çalışanların sürece katılımı da önemli bir unsurdur. Çalışan temsilcileri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, destek elemanları ve ilgili birim çalışanlarının risk değerlendirmesi ve İSG süreçlerine katılımı, sahadaki gerçek risklerin doğru şekilde belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Özellikle ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, laboratuvar, radyoloji, sterilizasyon, temizlik, teknik servis ve güvenlik gibi farklı risk profiline sahip birimlerde birim çalışanlarının deneyimlerinden yararlanılması gerekmektedir. Bu kapsamda İSG Kurullarının yalnızca toplantı ve tutanak düzenleyen formal yapılar olmaktan çıkarılması; risklerin izlenmesi, iş kazalarının değerlendirilmesi, ramak kala olaylarının analiz edilmesi, düzeltici faaliyetlerin takip edilmesi ve yönetime somut öneriler sunulması bakımından etkin bir yönetim mekanizması olarak işletilmesi gerekmektedir.


İş kazalarının önlenmesi bakımından yalnızca meydana gelen kazaların sayısının takip edilmesi yeterli değildir. Ramak kala olayları, çalışanların tehlike bildirimleri, uygunsuzluklar, bakım ve periyodik kontrol sonuçları, eğitimlerin etkinliği, sağlık gözetimi, acil durum tatbikatları, kişisel koruyucu donanım kullanımı ve İSG Kurulu kararlarının gerçekleşme düzeyi gibi proaktif göstergelerin de birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Ramak kala olaylarının kayıt altına alınması ve kök nedenlerinin analiz edilmesi, henüz yaralanma meydana gelmeden önce risklerin ortadan kaldırılması bakımından önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu nedenle çalışanların risk ve ramak kala bildiriminde bulunabilecekleri güvenilir ve etkin bir kurumsal mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir.


Güncel İSG anlayışında psikososyal riskler de hastane çalışanlarının sağlık ve güvenliğini etkileyen önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Yoğun iş yükü, vardiyalı ve gece çalışma, personel yetersizliği, hasta ve hasta yakınlarından kaynaklanan şiddet, görev belirsizliği, iletişim ve organizasyon sorunları ile işyerindeki çatışmaların çalışanların sağlık ve güvenliği üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır. Bu nedenle kamu hastanelerinde risk değerlendirmelerinin yalnızca fiziksel ve teknik risklerle sınırlandırılmaması; psikososyal risklerin de sistematik olarak değerlendirilmesi ve gerekli önleyici tedbirlerin geliştirilmesi gerekmektedir.


Çalışmanın bir diğer önemli sonucu, kamu hastanelerinde İSG'nin yalnızca iş güvenliği uzmanının, işyeri hekiminin veya İSG biriminin görevi olarak görülmemesi gerektiğidir. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin tespit, rehberlik, öneri ve takip görevleri bulunmakla birlikte, işveren veya işveren vekilinin gerekli tedbirleri alma ve bunların uygulanmasını sağlama yükümlülüğü devam etmektedir. Bu ayrım, özellikle iş kazası sonrasında kusur ve hukuki sorumluluğun belirlenmesi bakımından önemlidir. Bir riskin İSG profesyoneli tarafından tespit edilmesi ve işverene bildirilmesi ile riskin fiilen ortadan kaldırılması birbirinden farklı aşamalardır. Bu nedenle iş kazası incelemelerinde yalnızca olay anındaki çalışanın davranışı değil, olaydan önceki risk yönetimi, eğitim, denetim, ekipman, çalışma organizasyonu, yönetim kararları ve düzeltici faaliyet süreçleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir.


Sonuç olarak kamu hastanelerinde etkin İSG yönetimi; çalışan farkındalığının artırılması, birime özgü ve etkin eğitimlerin gerçekleştirilmesi, güncel ve katılımcı risk değerlendirmelerinin yapılması, sağlık gözetiminin sürdürülmesi, acil durumlara hazırlık düzeyinin geliştirilmesi, iş kazaları ve ramak kala olaylarının kök nedenleriyle birlikte analiz edilmesi, psikososyal risklerin yönetilmesi ve İSG Kurullarının etkin şekilde çalıştırılmasıyla mümkündür. Bunun yanında işveren veya işveren vekili tarafından gerekli teknik, idari ve mali tedbirlerin zamanında alınması, İSG profesyonellerinin görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmeleri ve çalışanların sürece aktif katılımının sağlanması gerekmektedir. Bu çerçevede kamu hastanelerinde İSG'nin başarısı yalnızca risk değerlendirmesi, eğitim tutanağı veya kurul toplantısı gibi belgelerin varlığıyla değil; tespit edilen risklerin gerçekten azaltılması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi, ramak kala olaylarından öğrenilmesi ve güvenli çalışma kültürünün kurumsallaştırılmasıyla ölçülmelidir. Böylece İSG, yalnızca mevzuatın şekli şartlarını yerine getiren bir uygulama olmaktan çıkarılarak, çalışanların yaşam ve sağlıklarının korunmasını esas alan, ölçülebilir, sürdürülebilir ve sürekli geliştirilen bir kamu yönetimi politikasına dönüştürülebilecektir.

 

Mustafa KARAKUŞ
İSG Uzmanı
Şube Müdürü